---
title: "Rastgelelik Mitini Yıkmak: Siyasetin En Büyük Yanılgısı"
description: "Bir öğleden sonra İstanbul’un kaotik uğultusu eşliğinde, sınıfın penceresinden dışarıyı izlerken düşündüğüm bir noktaya geldim yine. Yirmi yılı aşkın bu…"
date: 2026-11-04T20:24:34Z
updated: 2026-11-04T20:24:34Z
author: "Ayşe Güneş"
site: "Parlamento Önünde Bir Kahve Molası"
language: "tr"
tags: ["siyaset", "nedenler", "sistem", "öngörülebilirlik"]
url: "https://krizdekiakil.nasilalinir.com/rastgelelik-mitini-yikmak-siyasetin-en-buyuk-yanilgisi"
---

# Rastgelelik Mitini Yıkmak: Siyasetin En Büyük Yanılgısı

Bir öğleden sonra İstanbul’un kaotik uğultusu eşliğinde, sınıfın penceresinden dışarıyı izlerken düşündüğüm bir noktaya geldim yine. Yirmi yılı aşkın bu meslek hayatım boyunca, teorik bilgiyi pratiğe dökmeye çalışırken, bazen en büyük zorluğumun, her şeyin büyük bir "nedensellik" içinde akacağına dair duyduğum naif inanç olduğunu fark ediyorum. Sanki yaşam, mükemmel bir saat mekanizması gibi, her küçük dişlinenin büyük resmi kusursuzca sürüklediği düşünülebilir. Oysa bazen karşımıza çıkan olaylar, o kadar da mekanik değildir; kimi zaman o "tesadüf" denen, akademisyenlerin bile zorlandığı o ince sınırda gezinen, tamamen yanlış yorumlanan birer gürültüdür.

Bu bilinçaltı olarak inandığımız o kesin çizgiler, siyaset sahnesine taşındığında, en büyük yanılgılarımızı doğuruyor. Bizler, bir ekonomik verinin, bir yasal değişikliğin ya da toplumsal bir hareketin, yalnızca kendisinden önceki olayların kaçınılmaz sonucu olduğunu kabul etme eğilimindeyiz. Sanki bütün sistem, çoklu değişkenli bir denklem gibidir ve bizler, o bilinmeyeni bulmaya çalışan amatör öğrencileriz. Bu yaklaşım, bir ölçüde haklı olabilir; elbette ki büyük ölçekli sosyal ve ekonomik değişimler, birikimli süreçlerin sonucudur. Ancak bu kausal zinciri her zaman tek bir doğrusal çizgi gibi görmek, gerçeğin bütününü kaçırmaktır.

## Gürültü ve Sinyal Arasındaki İnce Çizgi

Benim için mesele, büyük anlatıyı kurmaktan ziyade, o büyük anlatının oluşmadığı anlardır. Benim gözlemlediğim pek çok siyasi gerilim, sanki her şeyin büyük bir tasarımla, bir mimarın ruhuna göre ortaya çıktığı varsayımına dayanır. Oysa bazen bir karar, bir bireyin o anki ruh haline, o günkü küçük bir gelişmeye ya da hatta sadece öğle yemeğinde okuduğu bir habere verdiği tepkinin bir sonraki günkü büyük bir hareketin tetikleyicisi olmasıyla ortaya çıkar. Bu, kulağa kaotik gelse de, bu kaosu olan biri için tam da en gerçekçi olanıdır.

Bir keresinde, genç bir siyaset öğrencisiyle bu konuyu tartışıyorduk. O, "Her olayın nedenini bulmalıyız, yoksa değişim geçici bir sapma gibi görünüyor," diye ısrar ediyordu. Ona karşılık, ben de dedim ki: "Belki de doğru, ama bazen o 'neden' dediğimiz şey, sadece bizi rahat ettiren, olayların mükemmel bir düzende olduğuna dair kurduğumuz sonradan inşa edilmiş bir anlatıdır. Oysa bazen, sadece bir 'çokluk' içinde beliren, başka hiçbir şeye bağlanamayan o anlık durumlar, sistemin sadece o anki sınırlarını zorlayan parçalarıdır."

Bu, benim için bir tür bilimsel teslimiyettir; yani, her şeyi mükemmel bir formüle indirgeme çabasından vazgeçmek. Siyasetin dinamikleri, öngörülebilir bir makine değil; daha çok, arada sırada beklenmedik bir kıvılcımla yanıp sönen, karmaşık bir yaşam odasıdır. Ve bu odadaki o beklenmedik kıvılcımlar, bazen en büyük dersi veren, en değerli olanlardır. Onlar, büyük teorilerin tozunu alarak bizi en gerçekçi gözleme ulaştırırlar.

Bu yüzden, bir sonraki büyük kriz patladığında, sadece geçmişteki yapısal hataları saymak yerine, o kırılma noktasındaki o beklenmedik, neredeyse önemsiz görünen detaya odaklanmanın gerekliliğine inanıyorum. Çünkü en büyük değişimler, her zaman en büyük planlarla değil, o en küçük, en rastgele görünen harekette gizlidir.
