Parlamento Önünde Bir Kahve Molası

Rastgelelikten Belgeye: Öğretmenlik Masasında Bir Hesaplaşma

Akşamüstü gelip giden o kaotik anlar... Hepimiz yaşamışızdır bu anı. Sınıfın son dersi, ödev kitaplarının aceleyle çantaya atıldığı, bir sonraki karmaşık konuya geçmeden önceki o uzun, beklenmedik sessizlik. Benim için bu sessizlik, ödev vermenin veya bir konunun bitiş çizgisini çizmeyi öğrenmenin ötesinde, daha çok büyük bir bilimsel laboratuvarın beklenmedik okumasına benziyor. Sanki tüm değişkenler nihayet kendi doğal hallerine ulaşmış da, benim yapmam gereken tek şey, o anki durumu kayda geçirmek.

Öğretmenlik, çoğu zaman belirli bir düzene, bir müfredata, ulaşılabilir bir sonuca hizmet etme zorunluluğunu beraberinde getiriyor. Öğrenciye şunu söylersin: "Bu sayfadaki bilgiyi kavra, bu formülü uygula, bu olayın nedenlerini sırala." Her şey kronolojik, doğrusal ve ulaşılabilir olmalı. Ancak gerçek yaşam, sevgili okurlar, nadiren böyle düzenli bir taslak sunar. Gerçek yaşam, benim için kimi zaman en saf haliyle rastlantının egemen olduğu o kaotik deneyin ta kendisi oluyor.

Geçenlerde, bir grup öğrenciyle yönetim biçimlerimizi tartıştık. Kurumların, siyasi sistemlerin nasıl işlediğini anlatmaya çalışırken, hepimiz büyük, sağlam yapılardan bahsettik: anayasa metinleri, denge mekanizmaları, üçlü kuvvetler ayrılığı... Bunlar, tıpkı iyi kurgulanmış bir yazılımın algoritması gibi, öngörülebilir bir çıktı vaat ediyor. Ancak sınıfta bir genç, itiraz etti: "Öğretmenim, ama o mükemmel sistem bile, girişe yapılan o küçük, öngörülmemiş bir müdahale yüzünden çökmüyor mu? İşte o müdahale, bizim gibi bizim tahmin bile edemediğimiz o 'rastgele' olan kısım değil mi?"

Bu söz, benim akademik düşüncelerimin tam da kesiştiği noktayı düşündürdü. Bizler, sistemleri kurarken, en sağlam temelleri atmaya çalışırız; tüm girdilerin belirli bir çıktıyı doğuracağını varsayarak. Ancak hayat, en büyük veriyi, o öngörülmemiş gürültüden alıyor. O en küçük, düzensiz gelen gibi görünen olay, en büyük değişimin tetikleyicisi olabiliyor. Bir ekonomi krizinin başlangıcı, bir sosyal hareketin kıvılcımı ya da bir bireyin ruh halindeki ani bir dönüşüm; bunlar genellikle ders kitabındaki kusursuz akışın dışındaki, o zar atışının sonucu gibi görünüyor.

Bu nedenle, ben bazen o karmaşık denklemlere bakıp sadece "Şans eseri doğru zamanda doğru yerde olduğumuz için bu oldu" demek yerine, o anın kendisini bir veri noktası olarak kaydetmeyi tercih ediyorum. Rastgele olanı, sırf olduğu için değil, oluşturduğu sonuçlar üzerinden incelemek lazım. O kaotik girdiye bakıp, onun nasıl bir çıktı ürettiğini anlamaya çalışmak; bu, benim için en tatmin edici simülasyon çalışması oluyor. Ve evet, bazen bu rastgele tohumdan yeşeren sürprizler, en iyi dersi veriyor.